Hayat nasıl başladı?

10/27/2015

Her şeyin ve hiçbir şeyin öncesinde... [1] 

 

Nereden geldik?

Ya da geldik mi?

Ya da, öncesinde geldik diyebileceğimiz bir yer hiç oldu mu?
Hiçbir şey yokken ne vardı?
Sessizlik?
Belki.
Karanlık?
Olabilir.
Her şey olabilir ve hiçbir şey de olmayabilir.

Şu ana kadar tek bildiğimiz; biz insanoğlunun, yeryüzünde soluk alıp vermeye başladığımız ilk andan bu yana, görebildiğimiz her şeyi merak ettiğimizdir. Ve tabii ki göremediklerimizi de…

Özellikle de akıl edebildiklerimizin ötesini.

Sorduk. Sordukça sorasımız geldi. Alamadığımız cevaplar, zavallı ve sınırlı zihnimizi daha da tahrik etti. Beyin çeperlerimizi zorlayan, ama her düşünen beyni bir noktada pes ettiren o kadim soruların ötesine geçemedik. İşte bu aşamada din, bilim ve felsefe imdadımıza yetişerek devrelerimizin yanmasını önledi. Bu soruların her biri için, dünyaya bakış açımıza göre cevaplar verdi.
İkna olduk mu?
Belki evet, belki de hayır.

Bu yüzden, nereden gelip nereye gittiğimizi bir kenara bırakarak, şu anda içinde bulunduğumuz boyutta bizi misafir eden ve dünya olarak isimlendirdiğimiz bu geçici istasyonun hikayesine kısaca bir göz atalım.

 

        DAVID CHRISTIAN / THE HISTORY OF OUR WORLD / TED

Bunu yapmak için de gelin şimdi birlikte zaman çarkını süratle çevirelim.
Çevirdik.

13 milyar 700 milyon yıl öncesindeyiz.
Zamanın da öncesinde!
Hayal edebileceğiniz en derin boşluğu ve karanlığı hayal edin. Şimdi de o boşluk ve karanlığa, ruhunuzu yutan bir sessizlik eklediğinizi hayal edin. Edebildiniz mi?

Ve sonra da bu hayal ettiğiniz algıyı defalarca kendiyle çarparak çoğaltın. (Zor biliyorum, çünkü olağanüstü bir tasarım olan insan beyninin tıkandığı nokta genellikle burasıdır.)

Etrafınıza bir bakın, ne görüyorsunuz?

Elbette hiçbir şey.
Çünkü henüz bildiğimiz anlamıyla zaman ve uzay yok.

Kısacası hiçbir şey, hatta hiçliğin kendisi bile henüz yok!

Zira bayanlar baylar, zamanın başlangıcındayız.

Ve birden çok büyük bir patlama meydana geliyor! Bang!

Koca bir evren doğuyor gözlerimizin önünde; herşeyiyle bir evren. Böylelikle tarihin ilk eşiğini aşıp, hiçlikten varlığa geçmiş olduk.

Evrenimiz henüz ufacık; öyle ki, bir atomdan daha küçük. Dokunun ona. İnanılmaz derecede sıcak olduğunu hissedeceksiniz! Bu minik evren, şu an bildiğimiz evreni oluşturan herşeyi içinde barındırıyor. O da ne? Minik evrenimiz patlamalarla büyüyor. İnanılmaz bir hızla; hayal edebileceğiniz herşeyden daha hızlı bir şekilde dört bir yana yayılıyor. Şu an bulanık bir kıvama sahip gibi. Ama dikkatle bakacak olursanız, belli başlı şeylerin bu bulanıklık içinde gözünüze çarptığını fark edebilirsiniz. Çok mu soyut geliyor bahsettiklerim? Muhtemelen öyle. Zira bilim dünyası bu anlattıklarım üzerine görkemli bir fizik ve astrofizik disiplini inşa etmiş durumda. Ama bilim insanlarının alanına fazla müdahale etmeden devam edelim ve şunu görelim. Yukarıda bahsettiğim hiçlikten varlığa geçiş süresi, 1 saniyeden daha az bir zamanda gerçekleşti! Evet, bu sihirli ilk bir saniye içinde varlık bulan enerji, kırılarak kendi içinde elektromanyetizm ve yerçekimi gibi güçleri doğuruyor.

Henüz bitmedi.
Enerji, sonra bir başka sihirli işe daha imza atıyor.
Ne mi yapıyor? Pıhtılaşıyor.
O da ne? Maddeyi; yani protonları ve elektronları barındıran leptonları oluşturacak olan kuarklara hayat veriyor. Ve tüm bunların hepsi, o büyük patlamanın ilk saniyesinde oluyor.

Bu anlattıklarım, muhtemelen tanıdık gelmiştir.
Evet, doğru tahmin ettiniz. Bilim dünyasının, evrenimizin başlangıç noktası olarak kabul ettikleri büyük patlamaya (Big Bang) şahit olduk.

Kısacası, artık bildiğimiz ve bilip de unuttuğumuz herşey varlığa kavuştu...

 

Şimdi zaman çarkımızı bir kez daha çevirelim.
Ve hooop, zamanın ilk anından 380 bin yıl sonrasına gidiyoruz. Bir kez daha etrafımıza bakalım. Evet, doğru görüyorsunuz. Hidrojen ve helyum atomlarının en basit formlarından oluşan bulutların içerisindeyiz. Ortalıkta henüz oluşum diyebileceğimiz bir şey yok. Etrafımızı saran bu kıvamın bazı yerleri, diğerlerinden daha sıcak. Bu durum, bize evrenimizin, bir sonraki aşamaya geçmeye hazır olduğunu gösteriyor. Hangi aşamaya mı? Daha karmaşık yapılar oluşturmaya. Nasıl karmaşık diye sormayın sakın, sadece beni takip edin, zamanın başlangıcında yaptığımız yolculuğumuza devam ediyoruz…

 

380 bininci yıldayız ve gaz ile toz bulutundan oluşan evrende, sabit bir noktadan etrafımızdaki manzarayı izliyoruz. Yoğunluğun daha çok olduğu yerlerde yerçekimi daha güçlü. Böylelikle, yerçekimi dediğimiz güç, hidrojen ve helyum atomlarından oluşan bulutları kendine çekerek sıkılaştırıyor. Şöyle de düşünebiliriz; evrenin ilk taslağı, bu aşamada trilyonlarca bulutçuktan oluşuyor ve her bir bulutçuk sıkışıyor, yoğunluğu arttıkça da yerçekimi de daha güçleniyor ve buna bağlı olarak da her bulutçuğun merkezindeki sıcaklık artmaya başlıyor. Sonra da, her bir bulutun merkezindeki sıcaklık, 10 milyon derecelik eşiği aşıyor. Bu eşik aşılınca ne oluyor peki? Protonlar eriyerek birleşiyor ve ortaya korkunç bir enerji çıkıyor. 

 

Dikkaaat, gözlerinizi kapayın!
Bam!

Ve İlk yıldızlar ortaya çıktı!

 

Şimdi zaman içinde bir kez daha zıplıyoruz. Büyük Patlama’nın 200 milyon yıl sonrasına varıyoruz. Manzara güzel değil mi?
Her yer ışıl ışıl. Milyarlarca yıldız, minik kandiller misali dört bir yana yayılmış, bize göz kırpıp duruyorlar.

Şüphesiz, şu an içinde bulunduğumuz evren daha ilginç ve bir o kadar da karışık. Ancak karışık olması iyi bir şey. Niye mi? Zira bu karışıklık, etrafımızı saran bu yıldızların, tarihin akacağı eşiklerin ortaya çıkması için, bilim adamlarının Goldilock Koşulu[2] olarak tanımladığı şartları hazırlayacak da ondan. Bu arada, kandillerden bazılarının birden söndüğünü görüyoruz.öndüğünü görüyoruz. Evet, var olan her şey gibi, yıldızlar da ölüyor. Ölüm kavramıyla ilk tanışan bu büyük yıldızlar, öldüklerinde o kadar yüksek ısılar ortaya çıkarıyor ki, protonlar akla gelebilecek çarpıcı kombinasyonlar içinde eriyip birleşiyor ve ortaya, okul sıralarından aşina olduğumuz periyodik cetveldeki elementler çıkıyor! Evet, aynen öyle. Altından gümüşe, bordan klora, kalsiyumdan nikele kadar tüm elementler tek tek sahne almış oldu.
                                                           NUH TUFANI FİLMİNDEN YARADILIŞ SAHNESİ

Şimdi elimizde kimyasal açıdan daha karmaşık bir evren var. Böylesi bir evren, aynı zamanda daha karmaşık yapıların ortaya çıkması için de oldukça elverişli bir evren.

Bu gürültü de neyin nesi?  
Bir şeyler oluyor.
Bahsettiğim bu elementler, genç güneşlerin, genç yıldızların etrafında bir araya geliyor ve girdaba kapılmış gibi onların etrafında dönüyorlar, görüyor musunuz? Yıldızın enerjisi bu elementleri ortalığa saçıyor ve bunlar da parçacıkları, toz zerrelerini, kayaları, astreoidleri ve en nihayetinde gezegenleri oluşturuyor!

İşte bu şekilde, 4,5 milyar[3]  yıl önce ete kemiğe büründüğünü tahmin ettiğimiz güneş sistemimizin ortaya çıkışına şahit olmuş olduk. Tarihin bu eşiğinde ortaya çıkan gezenlerden, dünyamız gibi kayalıklı olanlar, çeşitlilik açısından daha materyal zengini oldukları için, yıldızlardan çok daha karmaşıktırlar. (Elbette yine olumlu bir karmaşıklıktan söz ediyoruz). Kısacası bu tür gezegenlerin, kimyasal bir beşik olduğunu söyleyebiliriz.  Çünkü bunlar, canlı organizmalara beşiklik edeceklerdir. Bilim insanları, bu gezegenlerin, hassas bir dengede konumlandığından, canlı hayat için elverişli koşullara sahip olduğu sonucuna varmıştır.
Peki, bu koşulların en önemlisi nedir dersiniz?

Elbette su!
Hayat suyla başlamıştı ve suyla devam edecekti.

 

Evet, sürekli genişleyen evrenimizin içinde, okyanusta bir damla bile olamayacak kadar küçük bir detay olan dünya dediğimiz bu gezegen üzerindeki mütevazı hikâyemiz işte böyle başladı.

Peki nasıl mı deva​m etti?

İşte o da Kısa Dünya Tarihi'nde...

 

 

 

 

[1] Bu yazı, Rusya, Sovyetler Birliği ve genel anlamda Dünya tarihi konularında uzman olan tarihçi David Christian’ın, TED’de yaptığı “The History of our World in 18 minutes” (18 dakikada dünyamızın tarihi) başlıklı konuşmasından Türkçeye yorumlanarak çevrilmiş ve dipnotlarla zenginleştirilmiştir. Konuşmanın orjinalini yazının içindeki ilk videoda izleyebilirsiniz.

 

[2]Evreni oluşturan kuvvetlerin, dünyada hayatın oluşması için gereken şartları hassas bir şekilde yerine getirecek şekilde bir araya gelmiş olmasına denir. En yalın haliyle söylersek, bu koşula göre, hayatı oluşturan dengeler, ne çok fazla, ne de çok az; tam kararında oluşmuştur.

 

[3] David Christian, Maps of Tim​e: An Introduction to Big History, 2011, s.500

Please reload

yayındakiler

Türkiye, bu sorunu erteleme sınırına dayanmıştır...

06/08/2014

1/10
Please reload

son yayınlananlar
Please reload

anahtar kelime ile arayın
takip edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram App Icon